Anasayfa / Genel / EFSANE - THE LEGEND OF HUMAN

EFSANE - THE LEGEND OF HUMAN

M.Ö. 10.000 - Yeryüzündeki akıl almaz doğa olayları insanların hayatını gerçekten zorlaştırırken bir yandan da insanlığın kaderini belirliyor. Devasa şiddette depremler, yer sarsıntıları, kasırgalar, hortumlar, tsunamiler, toprak kaymaları, yıldırımlar, yangınlar, salgın hastalıklar, kuraklık, çığ, sel v.s.... Kontrol edilemeyen, açıklanamayan, korku verici DOĞA OLAYLARI karşısında insanlık bunların Tanrının (Yaratıcının) Gazabı olduğunu düşünüyor ve dizleri üzerine yığılıp kalıyor.

 

 

Doğa olayları karşısında aciz kalan insanlar Güneşe, Aya,  Yıldızlara, hatta kendi eliyle yaptığı PUTLARA TAPINMAYA başlıyor. Tanrıyla iletişime geçerek AF dilemenin yollarını arıyor.

 

İnsan aklı önce KORKU yu üretiyor,

Korku, Putlara – Objelere dönüşüyor,

Objeler, TAPINMA İHTİYACINI doğuruyor...

 

Böylece İlk İnanç Sistemleri, İlkel dinler köklü olarak hayatımızdaki yerini alırken etkisi binyıllar boyunca silinemeyecek hatta modern zamanlarda dahi hakim olacak fikirleri tetikliyor. Korkunun üretimleri İnsanlık Mirası olarak Tarihe not düşülüyor.

 

Binyıllar sonra bilim – Teknoloji ve Felsefe alanındaki gelişmeler , Tanrının henüz açıklayamadığımız ve şu ana kadar düşündüğümüzden çok daha büyük tarif edilemez bir güç olduğunu işaret ederken, Korkunun İlkel Çağlarda TAPINMA ihtiyacına evrimleşmiş olması ve güç odaklarının bu ihtiyacı sömürmesi , sayısız inanç sistemlerinin doğmasına ve TAPINMANIN genlerimize kadar işlemesine sebep oluyor.

 

TANRI inancı ve Tanrıyı anlamak adına yaşanan düşünsel devrim, Taş devrinden bu yana kadar atalarımızın İlkel TAPINMA ritüellerini terketmemizi mümkün kılmıyor. Günümüzde sayısız din, sayısız mezhep, etnik kimlikler, sınırlar , aşılamayan  - yıkılamayan hastalıklı ideolojiler, savaşlar , baskılar hep bu noktada sömürülen İLKEL İNANÇ SİSTEMLERİNDEN doğuyor.

 

Tanrının buyrukları, insan eli ve diliyle telaffuz edildiğinde her nedense daima SAVAŞI ve YAYILMAYI  öngörüyor. Irklar – Kavimler dayatılan emirleri sorgulamadan yargılamadan körü körüne boyun eğiyor. Kimse sormuyor; Barış, Kardeşlik, Adalet, Güzel Ahlak, Medeniyet gibi kavramların yıkımla nasıl bağdaşacağını ve kazanılacağını. ? Ya da Tanrı neden SAVAŞI VE ÖLÜMÜ emreder ki diye sormuyor ? Tanrı değil ama insan tüm bunları planlayabilir ve uygulamaya koyabilir ! Başlangıçta korkunun esiri olan zekalar, zaman içinde KORKUNUN İMPARATORLUĞUNU KURUYOR. İnsanlığın korkunç zekası, vicdanlardaki  İnanç Sistemlerini – Kitleleri Kontrol Mekanizmasına dönüştürmeyi başarıyor.

 

 

Bir gün herkes görecek ki “TANRI, AKLIMIZIN VE YÜREĞİMİZİN DERİNLİKLERİNDE BULACAĞIMIZ CEVAPLARDA KARŞIMIZA ÇIKACAK” ,işte o gün tüm coğrafi ve ideolojik sınırlar kalkacak. Ama o bir gün asla yarın olmayacak, belki de  M.S. 10.000 gibi bizim için imkansız ve ötelenmiş bir tarihde yaşanacak tüm bunlar.

 

İnsanlık, Tanrıyı anlamak ve gerçekten perdeyi aralamak , yeni bir çağ başlatmak istiyorsa;  İki ayağının üzerinde dimdik durmalı ve yüzünü gökyüzüne, diğer galaksilere çevirmelidir. Bunu yaparken Bir yandan da Kendini ve dolayısıyla maddenin sırlarını çözmek adına atomaltı parçacıkları araştırmalı aradığı cevaplara ulaşmalıdır. "UYANIŞ ÇAĞI" dediğimiz "ALTIN ÇAĞ" ancak bu şekilde gelecektir. Henüz bu noktadan çok ama çok uzaktayız. Bilim ve Teknoloji'nin hızla ilerliyor olması bizi düşünsel anlamda "CAHİLİYE DEVRİNDEN" çıkarmaya yetmedi ve öyle görünüyor ki "İnsanlığın BİNYILLAR boyunca sürecek olan Gelecekteki Tekamül Sürecini" düşündüğümüzde, şu an bu sürecin "TAŞ DEVRİNİ" yaşadığımızı söylemek pek de yanlış olmaz !

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!